Kozmik Bestede Bir Nota – Carl Sagan (1980)

Carl Sagan 1980’li yıllarda televizyonu olan pek çok evin salonuna misafir olmuş Amerika’lı bir astronomdur. Onüç bölümden oluşan Kozmoz dizisi 6.3 milyon dolarlık bir bütçe ile hazırlanarak 60’dan fazla ülke televizyonunda yayınlandı. Gelmiş geçmiş en başarılı bilim belgeselinin tarzı öylesine şiirseldir ki, bölümlerin başlıkları bile işlenen konuyu kavramada yardımcı derin benzetmeler içeren özenle seçilmiş kelimelerden oluşur. Carl Sagan, “kişisel bir yolculuk” olarak nitelediği eserinde bizleri yolculuğuna yoldaş eder. Bilim tarihinde nefes kesici bir gezintiye çıkarız birlikte.

Dizi içinde bir biyolog olarak kariyerime en çok etki eden ikinci bölümü öne çıkarmak isterim. Bu bölüm evrenin başlangıcından bu yana yeryüzündeki yaşamın ortaya çıkışını ve evrimini anlatır. Öncelikle bölümün başlığına dikkat çekelim. İngilizcesi One voice in the cosmic fugue olan başlıkta yer alan “fugue” kelimesi rönesans döneminde gelişen bir müzik besteleme biçimidir. Bilimin yeniden doğduğu döneme bir gönderme niteliğindeki bu kavramı bilim devriminin 4. yüzyılında ilerlerken atlamamak gerekir. Kavramın türkçedeki karşılığı tam olarak nedir bilemiyorum. Nakarat, nağme veya aranağme demek belki de çok basite indirgemek olacak ama “arayış” kelimesi (her ne kadar konuya çok uysa da) başlığın gerçek anlamını yansıtmıyor. Bilen lütfen söylesin.

Başka gezegenlerde yaşamlar var mıdır? Varsa kendi gezegenimizdeki yaşama benzer mi? Canlılık nasıl başlamıştır ve evrimleşmiştir? Sagan bölümün açılışında böylesi derin sorular sorar.

Doğadaki çeşitliliği anlayabilmek için evrimi anlamak bir ön koşuldur. Evrimin işleyişinde değişinim, gen akışı, genetik sürüklenme ve doğal seçilimden oluşan dört temel kuvvet vardır. Bunların arasında doğal seçilim kavraması en kolay olanıdır çünkü ürünlerini çevremizde gözlemleyebiliriz. Sagan doğal seçilime bir örnek olarak Japonya sahillerinde yaşayan Heike yengecinin hikayesini anlatır. Yengecin sırt kabuğu tıpkı bir samuray suratı gibidir ve bu özellik tümüyle japon balıkçıların seçici baskısıyla ortaya çıkmıştır.

Ardından, 13.7 milyar yıl öncesinden başlayarak tüm evrenin oluşum tarihini tek bir yıla sığdırarak özetleyen “kozmik takvim” üzerinde bir yolculuğa çıkarız. Bu yolculuğun önemli bir kısmında dünyamızın oluşumu ve ardından canlılığın ortaya çıkışını anlatır bizlere Sagan. Kozmik takvim o kadar etkili oldu ki, pek çok zaman şeridi bu anlatımı değişik tarzlarda benimsedi.

Bölümün ikinci yarısında Sagan bizi bu defa günümüzdeki yaşama ilişkin bir yolculuğa çıkarır. Hep birlikte bir akyuvar kan hücresinin çekirdeğine yüzeyindeki özelleşmiş gözeneklerden girerek kalıtım bilgisinin saklandığı DNA bileşiğinin kendi eşini üretmesini izleriz. Bir enzim yardımıyla kendini üretirken az sayıda bile olsa hatalar oluşmakta ve bu hatalar bileşik üzerinde birikmektedir. Zaman içinde bu birikim canlıların evrimi için gerekli genetik farklılıkları sağlar. DNA bileşiğinin kendini kopyalaması canlılık açısından çok temeldir. Hücre içindeki genetik bilgi akışı DNA’dan başlar ve bu olgu biyolojide “merkezi dogma” olarak bilinir.

Günümüzde varolan karmaşık hücre yapısının ardından daha derin bir soru olarak gezegenimizde canlılığın ortaya çıkışına bir açıklama getirilir. Cansız basit kimyasal bileşiklerden canlılığın ortaya çıkışını anlamamıza yardım eden en başarılı girişimlerden biri ünlü Miller-Urey deneyidir (1952). Deney 4 milyar yıl önce gezegen yüzeyinde bulunan gazları o zamanki koşullara benzer biçimde tepkimeye sokarak canlılığın yapı taşlarını oluşturan bileşiklerin ortaya çıkabildiğini gösterdi. Miller-Urey deneyi yaşamın başlangıcı konusundaki ufkumuzu genişletti. Yaşamın ortaya çıkışındaki ilk aşamaları anlamamıza yardımcı yeni deneylerin tasarlanabilmesini sağladı. 2009’da Nobel ödülü alan Dr. Jack Szostak Harvard Üniversitesi’ndeki laboratuvarında ilk canlı yapı taşlarının nasıl hücreleştiğini ve kendini çoğaltabildiğini araştıran çalışmalar yürütmektedir. Szostak laboratuvari’nın katkılarıyla üretilmiş yaşamın başlangıcını anlatan çocuklara yönelik bir çizgi film:

Bölümün sonundaki güncellemede Sagan yaşamın kökenini araştıran çalışmaların ışığında RNA bileşiğinin yeni işlevlerinin anlaşılması ile “RNA dünyası” varsayımının giderek güçlendiğini ve ilk kalıtımsal bilgi depolayan bileşiğin RNA olabileceğini ekler.

Sagan bilimsel kimliğinin yanında politik olarak da etkindi. Soğuk savaş sırasında olası bir nükleer savaş durumunda gezegenin nükleer kış felaketine gömüleceğinin uyarısını yaptı. Sovyet blokundaki meslektaşları ile birlikte hareket ederek iki süper güç arasındaki buzların erimesinde büyük rol oynadı. Bilimsel kimliği de oldukça renkliydi. NASA’nın SETI kısaltması ile bilinen uzaydaki akıllı canlıları arayan projesinin en büyük destekçilerindendi.

Kozmoz gösterime girdiği her yerde bilimsel merakı besledi. Duyuma göre dizinin devamı çekim aşamasında ve 2013 yılı içinde yepyeni 13 bölümle izleyicilerin karşısında olacak.

 

3 Comments

  1. Mehmet Somel says:

    Eline saglik ceviri icin!

  2. Betul Kacar says:

    Harika olmuş Uzay, sağolasın.

Leave a Comment

 
 




 
 
shared on wplocker.com